|
Doğa ve Çılgınlık
SAYI NO:
01 / Kasım 1998
Türkiye'nin balinaları
Soyu tükenen avcının itirafları
Genetik sığınak
Endemik miras
Vahşi doğanın son kaleleri
Kimyasal sessizlik
Kirlilik barometreleri
Ağacı gören var mı?
|
PDF dosyaları açmak için sisteminizde yüklü olması gereken programlar
Adobe Reader 6.0
Winzip
|
|
Mavi gezegenimizde her gün 1 milyon tondan fazla zehirli atık doğaya atılıyor. Daha çok kazanmak, başkasından daha çok zengin olmak için, çılgınca üretiyor ve tüketiyoruz. Eğer bu anlayış devam ederse, dünyamızdaki yaşamın temellerini oluşturan biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynaklar, kısa bir süre sonra yok olacaklar. Bu nedenle uygarlığa yeni bir yaklaşım, yeni bir tanım gerekiyor.
|
|
|
Milyonlarca yıl önce kıtalar arasındaki coğrafik farklılaşmalardan tüm kara parçaları etkilendi. Yaşam buralarda kendine özgü yeni biçim ve oluşumlar geliştirdi. Özellikle Kuzey Amerika ve Anadolu, bu oluşumdan en çok pay alan coğrafyalar oldu. Milyonlarca yıl süren jeolojik ve coğrafik süreçler içinde Anadolu, Asya, Avrupa ve Afrika'daki canlı yaşamın sığınağı haline geldi. Ama son 20 yıldır "canlı"yı tehdit eden insan kaynaklı olumsuzluklar hızla artıyor.
|
|
|
Avrupa ülkeleri, bugün doğal orman alanlarının tamamını tüketmiş durumdalar. Yerlerine oluşturdukları yapay ormanlarda, büyük paralar harcayarak orman ekosisteminin ekolojik işleyişini yeniden kurmaya çalışıyorlar. Türkiye ise Avrupa'nın çoktan yitirdiği şeye, doğal yaşlı ormanlara sahip. Ama Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki doğal yaşlı ormanlar, enerji projelerinden turizme, pek çok açıdan tehdit altında bulunuyor.
|
|
|
Yirmi birinci yüzyılda dünya, dev bir günebakan çiçeği olacak. Çünkü 21. yüzyılın enerji kaynağı, nükleer enerji değil, güneş olacak. Günümüzde solar elektrik sistemleri konusunda yapılan çalışmalar, büyük umut vaat etmekte.
|
|
|
Tarım zararlılarını yok etmek amacıyla pestisit adı verilen kimyasal zehirli maddelerin kullanımı, Türkiye'de kontrolsüz bir biçimde yaygınlaşıyor. Gelişmiş ülkeler ise pestisit kullanımından hızla uzaklaşmaktalar. Türkiye'de pestisitlerin nasıl kullanıldığı ve ne kadar zarar verdiği konusunda derin bir sessizlik hâkim...
|
|
|
Son yıllarda kamuoyunda oluşan bilince rağmen erozyon, hâlâ ülkenin en önemli sorunlarından biri. Doğal zenginliklerin ve Türkiye'nin geleceğinin korunması için, erozyonla mücadelenin hükümetleri göre değişmeyen bir devlet politikası haline gelmesi birinci koşul.
|
|
|
Ormanların ve ormancılığımızın sorunları, yıllardır kanayan bir yara. Sorunların temelinde bizce 'ağacı ve ormanı görememek' yatıyor. Ülkemizde çok az kişi görebiliyor ağacı. Çoğunluğunun ise gözleri bağlı.
|
|
|
Yunuslar ve balinaları, Akdeniz insanı çok eski çağlardan beri tanıyor. Ege'de balıkçılığıyla ünlü Karia kenti İasos'ta milattan önce 3. yüzyılda basılan paraların üzerinde, bir yunusun sırtına binmiş çocuk figürü yer alıyordu. Günümüzde sayıları çok azaldı, ama yüzlerce yıldır yunuslar ve balinalarla paylaşıyoruz Akdenizi.
|
|
|
Türkiye, bitki zenginliği, özellikle endemik bitki zenginliği açısından dünyanın en ilginç ülkelerinden birisi. Bu zenginliğin tespiti için 1992 yılında TÜBİTAK ve DPT desteğiyle büyük bir proje başlatıldı. Projenin özet sonuçları, ilk kez Atlas Dergisi'nde yayımlanıyor.
|
|
|
Henüz tamamıyla araştırılmamış bir alan olan Türkiye omurgasızları, çok önemli bir genetik zenginlik oluşturuyor. Ama doğayı bu kadar hoyratça kullanmaya devam edersek pek çok türün henüz keşfedilmeden yok olması kaçınılmaz görünüyor.
|
|
|
Bozkır. Tarımın ve uygarlığın doğduğu eşsiz coğrafya...Ama günümüzde bozkıra farklı gözle bakılıyor. Hiçbir değeri olmayan, ufka doğru tekdüze bir biçimde uzanan çıplak kara parçaları olarak algılanıyor. Oysa bozkırda çok zengin bir doğal yaşam var...
|
|
|
Eski avcılar ve soyları tükenmekte olanlara göre avcılık, kesinlikle 'öldürmek' değil. Başka bir duyuş ve yaşayış biçimi.
|
|
|
Turizm ve doğa. Bugün Türkiye'de iki düşman kardeş gibi duruyorlar. Ama hep turizm, kardeşine düşmanlık yapıyor. Oysa temelinde turizmin kendisini yaratan büyük kardeşine düşman olması mümkün değil. Ama 1980 sonrası Türkiye'de yürürlüğe konan yasalar, turizm sektöründe çevre ve kültür duyarsızlığını ilke haline getirdiler.
|
|
|
Karayosunları, aynı likenler gibi gösterişsiz bitkilerdir. Ama görünümlerinin tersine doğadaki altın zincirin en önemli halkalarından birini oluştururlar. Karayosunları, kendi ağırlıklarının 12 misli su depolayabilir.
|
|
|
Hiç kimse önemsemez onları. Oysa likenler, arktik bölgelerden çöllere, tropik ormanlardan dağların zirvelerine kadar, her yere yayılmışlardır ve yeryüzünde yaşam, milyonlarca yıl önce likenler sayesinde karalara adım atmışlardır.
|
|
|
Özellikle son 20 yılda "çevre hukuku" denen yeni bir hukuk dalı ortaya çıktı ve hızla gelişiyor.
|
|
|
Çevre hukuku konusunda Türkiye bir laboratuvar niteliğinde. Çevreyle ilgili yasalar çıkarıyor, uluslararası antlaşmalara imza atıyoruz. Ama uygulamaya baktığımızda çılgıncasına bir yıkımla karşı karşıya kalıyoruz.
|
|
|
Yapacak çok şey var. Ama en önemlisi, dergimizin başındaki yazısında Hayrettin Karaca'nın belirttiği gibi 'yeni bir insan' olmak...
|
|
|
Living Planet Raporu'na göre, son 25 yılda doğal kaynakların üçte biri ortadan kalktı. 1970 sonrası dönem, dünya tarihinde, 65 milyon yıl önce dinozorların ortadan kalktığı ekolojik felakete benzetiliyor.
|
|
|
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), kaplan yılı dolayısıyla yayımladığı raporda son 100 yıl içinde dünyadaki kaplan sayısının yüzde 95 azaldığına dikkat çekti.
|
|
|
Son yıllarda tüm dünyada ekolojik olaylara karşı büyük bir ilgi var. Ama ekolojik olayları anlayabilmek için doğal yaşamın bazı temel kavramlarını bilmek gerekiyor.
|
|
|
|