|
Son Anadolu
SAYI NO:
04 / Kasım 2001
Ana ne oldu sana!
Yedi ananın öyküsü
Bozkırlar
Sulak alanlar
Akarsular
Ormanlar
Yüksek dağlar
Maki
Kıyı ve denizler
|
PDF dosyaları açmak için sisteminizde yüklü olması gereken programlar
Adobe Reader 6.0
Winzip
İÇİNDEKİLER
|
|
ANALAR HEP AFFEDER Mİ? Yazı: Güven Eken
|
|
|
Bu Anadolu var ya bu Anadolu Bu misli menendi görülmemiş cömert ana Bu her yanı meme, bu her yanı dudak, bu her yanı gül Bu hiç durmadan veren, habire veren yedi gül Bedri Rahmi Eyuboğlu
|
|
|
Binlerce bitki ve hayvan Anadolu bozkırının bereketli kollarını yurt belliyor. En büyük tehdit, onu yeterince tanımamamız. Sürülmesi ya da ağaçlandırılması gereken bir alan sanmamız.
|
|
|
Suyun ve toprağın işbirliğiyle yaşam bulan, tohumu yeşertip kuşu doyuran bir yuva sulak alan. İçimizde uzanan ve bize en önemli ihtiyacımızı, suyu veren tatlı bir deniz. Ama biz suyunu çektikçe toprağın rengi uçuyor, dudakları derin derin çatlıyor.
|
|
|
İlk kentler tarımda sulama ve su yönetiminin uygulanmaya başlamasıyla kuruldu. İnsanlık tarihinde çığır açan bu gelişmenin ilk yaşandığı coğrafyalardan biri olan Mezopotamya, yanlış ve aşırı kullanım yüzünden bereketini bir süre sonra kaybetti. Aynı hataya binlerce yıl sonra Türkiye'de tekrar düşülüyor.
|
|
|
Coşkulu ama narin bir dünyadır akarsular. Dağların doruklarından denizlere doğru koşarken insanlığa ve doğaya bereket dağıtırlar. Anadolu'nun yaşlı akarsuları artık yatağında çağlamak yerine, önlerine kurulan pusuya yenik düşüyor. Fırat ve daha niceleri, sayıları her geçen gün artan barajların derinlerinde sabırla denize kavuşacağı anı bekliyor.
|
|
|
Doğal yaşam ortamlarımızı birer birer yitiriyoruz. Onlarla birlikte Anadolu'yu paylaştığımız canlıları, kültürel zenginliklerimizi ve geleceğimizi de.
|
|
|
Sadece ağaçların bir araya gelmesinden oluşmuyor orman. O, ağaçların kuşla, böcekle, sincapla ve mantarla bütünleşmesinden oluşan bir yaşam birliği. Dünyanın birçok bölgesinde ortadan kalkan doğal yaşlı ormanlar, Anadolu topraklarında bir anıt gibi hâlâ ayakta.
|
|
|
Artık zirveler ulaşılmaz değil. Huzurlu yalnızlıklarını yavaş yavaş kaybediyorlar. Dağların zor doğasına uyum gösteren canlılar bu değişimi hayatlarıyla ödüyor. Sırtını dağlara yaslamış göçerler, yaylaları her yıl yeşili biraz daha azalmış buluyor. Sonunda da tıpkı diğer canlılar gibi onları terk ediyorlar.
|
|
|
Sıcak iklimlerin çocuksu ve renkli dünyası maki, ormanın küçük kardeşi. Ama en az onun kadar zengin ve önemli. Barışın simgesi zeytinin evi olan maki, bugün turizmin neden olduğu yapılaşma ve yanlış ağaçlandırmanın gölgesi altında.
|
|
|
Üç yanımızda üç deniz uzanıyor. Kıyılar insanlığı bu denizlere bağlıyor. Onlar sadece bir tatil mekânı değil, en nadir bitkilere, kuşlara, denizkaplumbağalarına ve foklara ev sahipliği yapan bir doğal yaşam ortamı. Ama bizler artık açık ufuklara sırtımızı dönüp denizle karanın buluştuğu o özel çizgiyi betonla örtüyoruz.
|
|
|
Yeşil Atlas'ın 1998 yılında yayımlanan ilk sayısı 'Yara büyümesin' başlığını taşıyordu. Aradan üç yıl geçti. Yara çok büyüdü. Fırat Nehri yok oldu, Hotamış, Ereğli ve Eşmekaya sazlıkları kurudu. Gediz Deltası'nın kıyıları betonla örtüldü, Gidengelmez Dağları'na çok şeritli yollar yapıldı. Karaburun makileri baraja ve ikinci konuta kurban verildi, Karadeniz'in doğal yaşlı ormanları kesildi ve pazara çıkarıldı. 'Son Anadolu' sayımızın bu bölümünü 'yedi ana'nın yarasını büyüten tehditlere ayırdık. Yarayı kapatmak veya büyütmek bizim elimizde. Anadolu, ona 'ne oldu sana' diye sormamızı bekliyor.
|
|
|
Anadolu'daki doğal yaşam ortamları, içinde barındırdığı binlerce canlıyla birlikte "kalkınma" uğruna feda ediliyor.
|
|
|
Doğanın dilini geniş kitlelere anlatmayı kendisine görev bilen bir Türk büyüğü Hikmet Birand. Onun yıllar önce Anadolu toprakları hakkında yazdığı satırlar, bugünün insanlığa yepyeni bir dünyanın ufkunu gösteriyor.
|
|
|
|